Cok uzun suredir evimizde mercimek koftesi pisirilmedigi icin arsivlerden resmini bulamadim. Elcim en cok mercimek koftesini Philadelphiaya beni ziyarete geldiginde kavusma hediyesi olarak yapardi. Artik kavusma yok diye sanirim eve gelen tum mercimekler kendilerini corbaya donusmus buluyorlar. Ben yine sikayet ediyormusum gibi oldu, alakasi yok sikayet etmiyorum. Yazin 30 derecede bile corba yiyebilen bir yapim var. Galiba bu koca cusseye hassas bir mide dusunce, mide yanmalarimin tek caresini ev yapimi corbalarda ariyorum.
Iste bizim meshur defter, kendisini rahat biraktigima inanilmis sanirim cunku ayni yerdeydi. Defterin cogunun henuz bos oldugunu belirtmek isterim. En kisa zamanda dolmasini da rica ediyorum.
Tabii ki defterin ici sacma sapan kagitlara yazilmis tariflerle dolu. Bence bu yuzden benim defteri kurcalamam yasak. O kagitlarin kaybolmamasi gerekiyordur kesin. Defterimizin basligi da gordugunuz gibi kolay yemek tarifleri!! Kime gore kolay? Bir ust seviye defter de hazirlanacak mi? Insanin aklina bir suru soru geliyor.
Defterin sayfalarini cevirmeye sizlerden gizli devam ediyorum ve mercimek koftesi sayfasina ulasiyorum. Once tarifimiz:
Malzemeler: 1 su bardagi ince bulgur, 2 su bardagi kirmizi mercimek, 4,5-5 su bardagi su, 2 orta boy kuru sogan, 1 demet maydanoz, 5-6 sap taze sogan, 1 cay bardagi sivi yag, 1 corba kasigi salca (biber ve domates karisik), 1er cay kasigi kimyon, karabiber, pulbiber, tuz, yarim limon suyu
Hazirlanisi: Tencereye yikanmis mercimekleri ve suyu koyup haslayalim. Mercimekler iyice yumusayinca atesten alalim. Bulgurlari ekleyip karistiralim, tencerenin kapagini ortup 10 dakika bekletelim. Tavada siviyagi ve kup kup dogranmis soganlari pembelesinceye kadar kavuralim, salcayi ekleyip 1/2 dakika daha kavuralim. Buyuk bir kaba kavrulmus salca-sogan karisimini, mercimek-bulgur karisimini, ince dogranmis taze sogan ve maydanozu, limon suyunu ekleyerek yoguralim. Yogurdugumuz harctan ceviz iriliginde parcalar koparip elimizde sıkıp servis tabagina dizelim.
Marul yapraklari ile servis yapalim.
Tariflerimizin her birinin dili baska. Bu tarif istek kipinde yazilmis. Insani ozendirmek midir amaci bilemedim ama benim isteklerim de ayni yonde. Kesinlikle mercimek koftesini yukarida anlatildigi gibi yapalim. Ayrica bir tarihte evde "Mercimek Koftesiiiiii" diye cigirttigim taktirde, mercimek koftesine kavusma garantisi verilmisti bana. Simdi burdan sesleniyorum:
MERCIMEEEKKK KOFTESIIIIIIIIII.......
Not: Aslinda ramazanda yemek tarifi yazmaktan kaciniyorum, neyseki bu tarife istah acici resimler bulup da ekleyemedim. Bu seferlik affedin.
Ceyhun Kirimli has a PhD. in Biomedical Engineering with areas of competence in Molecular Biology, Genetics & Biomedical Engineering and Computational Sciences with focus on Development and Design of Biosensors.
http://www.linkedin.com/in/ceyhunkirimli
http://ceyhunkirimli.com
Ad Unit
Wednesday, July 9, 2014
Tuesday, July 8, 2014
Niagara Falls, ON
Madem bizi firtina vurdu, evden fazla uzaklasamiyoruz, oyleyse anilarda gezmeye devam.. Bugun Niagara selalesini anlatacagim. Bugune kadar Niagaraya 5 kez gitme firsati buldum. Ilki 2008, 21 Temmuz. Bir hafta oncesinden planimizi yaptik, kaytarcikla henuz tanismamis oldugumuzdan araba kiraladik, sabah erken uyandik, poacalar yapildi. Sonra ben elimi kirdim. O sekilde hastanede 3 saat bekletildim, kemigi yerine kendim yerlestirdim, elcim hemsireye yarim saatte bir bagirdi, hemsire de ona "sen bagirinca isler hizlanmiyor" dedi, elcim bu sefer 15 dakikada bir bagirmaya basladi, hemsire de farketti ki isler hizlanabiliyormus. Sonradan ogrendikki 3 saat o bekleme salonu icin kisa bir sure imis. Saat 16.00 sularinda ben ve alcim hastaneyi terk edebildik. Acaip bir yaz yagmurunun ortasinda arabaya atlayip Niagara'ya gittik. Verdikleri agri kesicileri almadim, ve her sart altinda ne araba olursa olsun kullanabilecegimi ispatladim. O gune dair elimizdeki tek fotograf buzdolabimizi susleyen bu fotograf:
Diger fotograflar bozulan harddiskle birlikte zayi oldular..
Niagaraya ikinci gezimiz New Yorklu arkadaslarimiz Bora ve Zeynep ile birlikte idi. Ben onlari NYC deki evlerinden aldim, hep birlikte Kanadaya geldik. Benim uzun yol soforlugume katlanabilme rekoru kirdilar. Zeynep yol boyunca arka koltukta saklandi.O gun ilk kez "Skywheel" denen alete bindik, dordumuz birlikte:
Skywheel
Skywheel bildiginiz donmedolabin suslusu. Yavas yavas 3 tur atiliyor havada, biz Borayla biraz eglence katinca olaya kizlar sorun cikardi.
Niagara insanin evine yakin olunca her firsatta gidiliyor sanirim, ucuncu gidisimiz, elcimlerin konferansi ile oldu, konferans ahalisinin pesinden ben de gittim selalelere. Bu sefer de tekne turuna ilk kez katildik. Maid of the mist teknelerin isimleri, 1,2, 3 diye gidiyor.
Yukaridaki resimde gorulen selalenin Amerikan falls denen kismi.
Niagarada insani en cok sasirtan guzelim selalelerin etrafinin tamamen beton olmasi. Ortada kucucuk bir park kalmis, gerisi hep koca koca binalar.
Clifton Hill sokaginin amaci tamamen eglence, Uzerinde kingkong olan bu bina ister inan ister inanma muzesi. Yani sacma sapan sasirtici bilgileri bir araya getirmisler, komiklik olsun diye.
Clifton Hill uzerinde bir de minigolf sahasi var, dinozor temali.
Otele ulasmak icin binalarin iclerinden gecmek mumkun. Burasi da yolumuzun uzerindeki otellerden birinin lobisi. Gercekten sokak seklinde tasarlamislar.
Selalenin sulariyla yikanmaktan pek tabi ki misafirlerimizi de mahrum etmedik. Bu sefer yagmurluklar pembe idi.
Gezimizin ikinci gunu Niagaranin kulesine cikip selalelere taaa yukardan baktik. Simdi gercekten Niagaranin neden dunyanin en unlu turistik yerlerinden biri oldugunu gormeye hazir olun.
Selalenin karsi kiyisi Amerikanin New York eyaleti. Selalenin icine girmeye calisan tekneyi de gordunuz mu?
Kulenin adi Skylon, kulenin yolunu bulmak biraz hileli. Nasil olsa kuleyi gozden kacirmaya imkan yok, inatla o yone gitmeye calisin. Onunuze engel cikip geri donmek zorunda kalirsaniz (ki kalacaksiniz) pes etmeyin.
Kanadanin ne kadar duz bir ulke oldugundan daha once bahsetmistim degil mi?
Son olarak da elcim doktorasini savunduktan sonra kutlamaya gittik Niagaraya, en luks otellerden birinde (kis iindirimi :))) kaldik. Havuzlar, jakuziler, saunlar.. ve de kaldiginiz odadan selaleye kus ucusu bakis:
Son olarak da selalelerin yakindan cekilmis fotograflariyla gezime son veriyorum:
At nali (Horseshoe) selalesi, Amerikaya sirtini vermis, butun guzelligini Kanadalilara saklamis.
Atnali selalesi yakindan.
Amerikan selalesi ve Baris koprusu.
Diger fotograflar bozulan harddiskle birlikte zayi oldular..
Niagaraya ikinci gezimiz New Yorklu arkadaslarimiz Bora ve Zeynep ile birlikte idi. Ben onlari NYC deki evlerinden aldim, hep birlikte Kanadaya geldik. Benim uzun yol soforlugume katlanabilme rekoru kirdilar. Zeynep yol boyunca arka koltukta saklandi.O gun ilk kez "Skywheel" denen alete bindik, dordumuz birlikte:
Skywheel
Skywheel bildiginiz donmedolabin suslusu. Yavas yavas 3 tur atiliyor havada, biz Borayla biraz eglence katinca olaya kizlar sorun cikardi.
Niagara insanin evine yakin olunca her firsatta gidiliyor sanirim, ucuncu gidisimiz, elcimlerin konferansi ile oldu, konferans ahalisinin pesinden ben de gittim selalelere. Bu sefer de tekne turuna ilk kez katildik. Maid of the mist teknelerin isimleri, 1,2, 3 diye gidiyor.
Tekne ile selalenin taa icine kadar giriyor tur. O yuzdende naylon yagmurluklar dagitiyorlar. Ilk gittigimizde yagmurluklar mavi idi. Kamerayla birlikte giyince ben yagmurlugu, selale de maviye donustu.
Konferans gezisinin ogle yemegini de Niagara koyundeki sarap baglarindan birinde yedik.
Ve o gun ayrica ilk kez selalelerin icinde olusan gokkusagini resmedebildim
Yukaridaki resimde gorulen selalenin Amerikan falls denen kismi.
Dorduncu gidisimis, sevgili kayinvalidem ve kizkardesi bizi ziyaret ettiginde gerceklesti. Onlar otobus ile Niagaraya geldiler.
Ekim ayinda boylece Kanadanin degisen renklerini de saatler boyu trafikte seyretme imkani buldular. Ilk defa Niagarada gece de kaldik. Selalelerin gece aydinlatmasini da gormus olduk. O resimleri sayin Hulya Elgunden bekliyoruz (hep birlikte). O aksam Clifton Hill sokagi uzerindeki dukkanlari gezme, eglenceleri izleme imkani da bulduk. Niagarada insani en cok sasirtan guzelim selalelerin etrafinin tamamen beton olmasi. Ortada kucucuk bir park kalmis, gerisi hep koca koca binalar.
Clifton Hill sokaginin amaci tamamen eglence, Uzerinde kingkong olan bu bina ister inan ister inanma muzesi. Yani sacma sapan sasirtici bilgileri bir araya getirmisler, komiklik olsun diye.
Clifton Hill uzerinde bir de minigolf sahasi var, dinozor temali.
Otele ulasmak icin binalarin iclerinden gecmek mumkun. Burasi da yolumuzun uzerindeki otellerden birinin lobisi. Gercekten sokak seklinde tasarlamislar.
Selalenin sulariyla yikanmaktan pek tabi ki misafirlerimizi de mahrum etmedik. Bu sefer yagmurluklar pembe idi.
Gezimizin ikinci gunu Niagaranin kulesine cikip selalelere taaa yukardan baktik. Simdi gercekten Niagaranin neden dunyanin en unlu turistik yerlerinden biri oldugunu gormeye hazir olun.
Selalenin karsi kiyisi Amerikanin New York eyaleti. Selalenin icine girmeye calisan tekneyi de gordunuz mu?
Kulenin adi Skylon, kulenin yolunu bulmak biraz hileli. Nasil olsa kuleyi gozden kacirmaya imkan yok, inatla o yone gitmeye calisin. Onunuze engel cikip geri donmek zorunda kalirsaniz (ki kalacaksiniz) pes etmeyin.
Kanadanin ne kadar duz bir ulke oldugundan daha once bahsetmistim degil mi?
Son olarak da elcim doktorasini savunduktan sonra kutlamaya gittik Niagaraya, en luks otellerden birinde (kis iindirimi :))) kaldik. Havuzlar, jakuziler, saunlar.. ve de kaldiginiz odadan selaleye kus ucusu bakis:
Son olarak da selalelerin yakindan cekilmis fotograflariyla gezime son veriyorum:
At nali (Horseshoe) selalesi, Amerikaya sirtini vermis, butun guzelligini Kanadalilara saklamis.
Atnali selalesi yakindan.
Amerikan selalesi ve Baris koprusu.
Sunday, July 6, 2014
The Sound of the Wild Snail Eating, Elisabeth Tova Bailey, 2010
(Resim Elisabeth Tova Bailey'nin web sitesinden alinmistir)
Vahsi sumuklubocegin yemek yerken cikardigi sesler, Elisabeth Tova Bailey tarafindan yazilmis ani kitabi. Yazarin ilk kitabi. Benim turkceye cevrilmesini cani gonulden istedigim kitaplardan biri. Kitap kimi okuruna gore (benim gibi) bir ani kitabi, kimi okuruna gore sumuklu boceklerin hayatini inceleyen bir kitap, kimisine gore ise bir hastanin iyilesme evresinin irdelendigi bir eser. Aslinda hepsinden biraz. Elisabeth Tova Bailey hastaligindan once hayatinin tamamini cok aktif olarak geciren bir insan, surekli seyahat ediyor, organizasyonlarda yer aliyor, kendisini yerinde duramayan biri olarak tarif ediyor. Kendi web sitesinden onu daha yakindan taniyabilirsiniz:http://www.elisabethtovabailey.net/
Elisabeth Tova Bailey, Avrupanin cesitli sehir ve kasabalarini kapsayan bir geziye cikiyor. Bu gezi sirasinda bilinmeyen bir virus kapiyor ve olumden donuyor. Hayati da sonsuza kadar degisiyor. Amerikaya donusunun ardindan ilk bir yilini neredeyse yatalak olarak geciriyor. Eski enerjisine ve hayatina donmesi asla mumkun olmayacagini ogreniyor. Sanirim hareket kabiliyetinin minimuma indigi bu surecte onu en cok bu gercek zorluyor.
Bir gun yakin bir arkadasi bir saksi cicekle kapisinda beliriyor. Cicegin bir ozelligi yok ama arkadasi ilginc bir insan, aldigi cicegin saksisina canli bir sumuklubocek ilistiriyor. Yazarimiz bu hediyenin amacini ilk anda pek kavrayamasa da, gunlerinin ve gecelerinin cogunu bu yeni hayat arkadasini incelemekle geciriyor. Zamanla yerinden yurdundan koparilmis sumuklubocekle birlikte yeni hayatlarina alismaya basliyorlar. Sumuklubocegin saksisi, yerini kocaman bir akvaryuma birakirken, Elisabeth'in de hayata tutunmak icin yeni bir sebebi oluyor.
Oncelikle sumuklubocekler ve gunluk rutinleriyle ilgili arastimalar yapiyor Elisabeth, ogrendiklerini kendi gozlemleriyle birlestirerek bizlerle paylasiyor. Ornegin sumuklubocekler her gece ayni yerde uyumayi severlermis. Sumuklubocekler ile ilgili akliniza hic gelmeyecek bilgilerle dolu Vahsi sumuklubocegin yemek yerken cikardigi sesler. Yazarimiz bilimsel bir bicimde sumuklubocegin hayatini bize anlatmakta o kadar basarili ki, kitap bir cok kitapcida doga ve bilim reyonunda yerini buluyor.
Kitabin insani en cok etkileyen ozelligi, Elisabeth'in hastaligina ve yeni hayatina bakis acisini yansittigi yerler. Eski enerjisine ve kosturmacasina olan ozlemi, yeni hayat arkadasi sumuklubocekle bir bag kurmasina yol aciyor. Cunku sumuklubocegin de zorla alinip getirilidigi bu ortama uyum saglayana kadar ne kadar bocaladigini ama bir an bile pes etmedigini izliyor, kimildayamadan yattigi yerden. Sonra da bir suru odulle taclandirilmis bu kitabi yazmaya karar veriyor.. yerinden yurdundan koparilmis bizim gibilere..
Friday, July 4, 2014
Manyas Kus Cenneti, TR
Yil 2007, aylardan agustos, ayrilik ilk defa kapimizi calmak uzere. Sonra da uzun sure yakamizi birakmadi zaten. Biz de son gunlerimizde basbasa bir yerlere kacalim istedik. Boylece ilk tatilimizi yapmis olduk.
Henuz ilk goz agrimizdan ayrilmamisiz.. Onun da adi arabacik. Nisanimizda dugunumuzde balayimizda hep bizimleydi.
Kuzey Amerikalilar arabaya atlayip geze geze bir yerlere gitmeye "road trip" diyorlar. Ailemizce saat basi durmadan bir yere gitmek mumkun olmadigi icin, road trip kavrami bize yabanci degil. Yol uzerinde yenecek ne varsa yeriz, "dogal guzelligi olan" yollarin hepsinde poz veririz. Henuz google bizim bu aliskanligimizin farkina varip da haritalarina yesil (=dogal guzelligi olan) yollari ekleyemedi maalesef.
Bizim yolculugumuz sabahin korunde Yenikapi feribot iskelesinde basladi. Elcimlerin o zamanki evinden Yenikapiya direk yol var, denizi gorene kadar dumduz gidip sola don, sonra iskeleye kadar dumduz git.
Soldaki resim feribottan, bizim ilk selfie denememiz sayilabilir. Feribot ahalisinin haberi olsaymis, cok super olacakmis ama o gunler de selfie nin kelime anlami bile olmayabilir.
Feribottan Bandirmada inip 34 plakali araclari takip ederek guneye dogru yola koyulduk. Evden cikmadan Balikesir tabelalarini tekip etmemiz sıkıca tembih edilmisti. Tam Balikesir yoluna girdigimize emin olduk, Manyas Kus Golu tabelasi cikti karsimiza. Direksiyondaki ben olunca genelde tabelanin gosterdigi yone donmek icin yeterli zamanimiz olmaz. Neyseki bu sefer iki tabela koymuslar, biz de ikinciden donebildik.
Aylardan agustos oldugu icin parkta in cin top oynuyordu. Ne kus, ne turist, en uzucusu de o yaz cok kurak gectigi icin ne de su kalmisti parkta.
Parkin icerisinde kucuk bir muze var. Burada goc yolu Manyas Kus Golunden gecen kuslarin resimleri heykelleri mevcut. Muze gorevlisinin anlattigina gore goc doneminde gol civil civil oluyormus kus sesleriyle. Kus cennetine goc mevsiminde gitmis bir turistin kamerasindan goruntulere rastladim youtube da:
Kus cenneti
Kus cenneti milli parki uluslararasi duzeyde onem tasimakta. Parktaki kus zenginligi ve basariyla korunuyor olusu Avrupa Konseyi tarafindan 1975 yilindan beri A sinifi Avrupa Diplomasi ile odullendirilmis. 1981-1986-1991 ve 1996 yıllarında da bu diploma yenilenmiş. Dilerim kus cenneti guzelligini ve zenginligini hic kaybetmez.
Parkta bir de gozetleme kulesi bulunuyor. Kulenin merdivenlerine tirmanip en ust katindan gole tepeden bakmak kuslara en yakinlastigimiz nokta.
Pencereler ve kuledeki durbunler goc mevsiminde ile kuslari canli izleyebilirsiniz. Muzenin icerisindeki bir odada da 5 adet ekrandan kuslarin yakin cekim hallerini de seyredebilirsiniz. Kurak bir Agustos ayinda ekranlardan da kuleden de biz hic bir sey goremedik. Eldeki fotograflara bakilirsa kulenin icinde birbirimizi cekip cekip donmusuz.
Parkin icerisi ise ayri bir cennet. Park ve muze gorevlileri cok yardimsever ve bilgili. Parkta "kus mus yok simdi" diye bizden giris ucret bile almak istemediler. Kuleden iniste herkes e tek tek tesekkur edip yolumuza devam ettik.
Parktan ayrildiktan sonra Turkiye'nin sayisiz sahil kasabalarindan birine varmamiz 5 saat surdu. Arabayi park ettigimizde mide fesadi gecirmek uzereydim. Diyorum ya yol boyunca kim ne pisiriyorsa hepsini yemek zorundayiz. Yoksa aklimiz kaliyor.
Nereye mi gittik? Bir kac ipucu:
Cevap: Ayvalik. Gun batimi fotografi da Seytan Sofrasindan..
Burda ise Seytan sofrasinin panaromik goruntusu karsimizda. Ismi ile celisse de ben orda kendimi hep cennete dusmus gibi hissederim.
Ayvalik'i gecen yaz kisaca da olsa tekrar ziyaret etme firsati bulduk. Seytan sofrasina uzaktan bakabildik sadece. Guzelliginden hic bir sey kaybetmemisti. Lokmalar ve sahildeki tostcunun devasa ayvalik tostu da sanki lezzetine lezzet katmis gecen yillarda.
Onumuzdeki yaza tekrar gormek dilegiyle :))
![]() |
Kuzey Amerikalilar arabaya atlayip geze geze bir yerlere gitmeye "road trip" diyorlar. Ailemizce saat basi durmadan bir yere gitmek mumkun olmadigi icin, road trip kavrami bize yabanci degil. Yol uzerinde yenecek ne varsa yeriz, "dogal guzelligi olan" yollarin hepsinde poz veririz. Henuz google bizim bu aliskanligimizin farkina varip da haritalarina yesil (=dogal guzelligi olan) yollari ekleyemedi maalesef.
Soldaki resim feribottan, bizim ilk selfie denememiz sayilabilir. Feribot ahalisinin haberi olsaymis, cok super olacakmis ama o gunler de selfie nin kelime anlami bile olmayabilir.
Feribottan Bandirmada inip 34 plakali araclari takip ederek guneye dogru yola koyulduk. Evden cikmadan Balikesir tabelalarini tekip etmemiz sıkıca tembih edilmisti. Tam Balikesir yoluna girdigimize emin olduk, Manyas Kus Golu tabelasi cikti karsimiza. Direksiyondaki ben olunca genelde tabelanin gosterdigi yone donmek icin yeterli zamanimiz olmaz. Neyseki bu sefer iki tabela koymuslar, biz de ikinciden donebildik.
Aylardan agustos oldugu icin parkta in cin top oynuyordu. Ne kus, ne turist, en uzucusu de o yaz cok kurak gectigi icin ne de su kalmisti parkta.
Parkin icerisinde kucuk bir muze var. Burada goc yolu Manyas Kus Golunden gecen kuslarin resimleri heykelleri mevcut. Muze gorevlisinin anlattigina gore goc doneminde gol civil civil oluyormus kus sesleriyle. Kus cennetine goc mevsiminde gitmis bir turistin kamerasindan goruntulere rastladim youtube da:
Kus cenneti
Kus cenneti milli parki uluslararasi duzeyde onem tasimakta. Parktaki kus zenginligi ve basariyla korunuyor olusu Avrupa Konseyi tarafindan 1975 yilindan beri A sinifi Avrupa Diplomasi ile odullendirilmis. 1981-1986-1991 ve 1996 yıllarında da bu diploma yenilenmiş. Dilerim kus cenneti guzelligini ve zenginligini hic kaybetmez.
Parkta bir de gozetleme kulesi bulunuyor. Kulenin merdivenlerine tirmanip en ust katindan gole tepeden bakmak kuslara en yakinlastigimiz nokta.
Pencereler ve kuledeki durbunler goc mevsiminde ile kuslari canli izleyebilirsiniz. Muzenin icerisindeki bir odada da 5 adet ekrandan kuslarin yakin cekim hallerini de seyredebilirsiniz. Kurak bir Agustos ayinda ekranlardan da kuleden de biz hic bir sey goremedik. Eldeki fotograflara bakilirsa kulenin icinde birbirimizi cekip cekip donmusuz.
Parkin icerisi ise ayri bir cennet. Park ve muze gorevlileri cok yardimsever ve bilgili. Parkta "kus mus yok simdi" diye bizden giris ucret bile almak istemediler. Kuleden iniste herkes e tek tek tesekkur edip yolumuza devam ettik.
Parktan ayrildiktan sonra Turkiye'nin sayisiz sahil kasabalarindan birine varmamiz 5 saat surdu. Arabayi park ettigimizde mide fesadi gecirmek uzereydim. Diyorum ya yol boyunca kim ne pisiriyorsa hepsini yemek zorundayiz. Yoksa aklimiz kaliyor.
Nereye mi gittik? Bir kac ipucu:
![]() |
| sahil |
![]() |
| gun batimi |
Cevap: Ayvalik. Gun batimi fotografi da Seytan Sofrasindan..
Burda ise Seytan sofrasinin panaromik goruntusu karsimizda. Ismi ile celisse de ben orda kendimi hep cennete dusmus gibi hissederim.
Ayvalik'i gecen yaz kisaca da olsa tekrar ziyaret etme firsati bulduk. Seytan sofrasina uzaktan bakabildik sadece. Guzelliginden hic bir sey kaybetmemisti. Lokmalar ve sahildeki tostcunun devasa ayvalik tostu da sanki lezzetine lezzet katmis gecen yillarda.
Onumuzdeki yaza tekrar gormek dilegiyle :))
Thursday, July 3, 2014
Washington, DC
Gezi yazilarima ABD nin baskenti Washington ile devam edecegim. Washington hic bir eyalete bagli degil. DC, yani "District of Colombia", sehrin resmi adi. Tum eyaletlerden bagimsiz bir baskent kurulmasina karar verilince George Washington'in ismi, Maryland ve Virginia eyaletlerinin de topraklarinin kucuk birer kismi alinarak sehrin insaasina baslaniyor. Sehrin kurulusu kaynaklarda 1791 olarak geciyor. Amerikanin baskenti olarak goreve baslamasi ise 17 Kasim 1800. Washington'in insaasi sirasinda Philadelphia gecici olarak baskentlik yapiyor.
Washington gezimiz, bizim ailece ilk gezimiz, ben, esim ve arabam olarak ilk kez poacalari paketleyip yollara dokulmemiz. Tarih: Haziran 2008. Kaytarcik (pek tabi ki arabamin bir adi var!!) ailemize katilali 3 ay olmus. Bir haziran sabahi, kahvaltimizi edip, yollara dokulduk. Yolculuk 2-2,5 saat arasi surer normalde. Bana kalsa cok daha kisa surer de, her kose basinda fotograf cekmemiz gerektigi icin bizimki uzadi.
(Bizim farlar sanki hic bir zaman super berrak degilmis?!?!) Birileri de arabayi cok sevmis...
Philadelphia ile Washington i birbirine baglayan otoban yemyesil. Insan bu ormanlara nasil kiyip da bu yolu acmislar diye dusunmeden edemiyor.
O ormanlarda sanki bana hak verircesine yeniden kavusmaya calisiyor. Bazi bolgelerde agaclar yolun uzerini kapamis durumda. O manzaranin karsisinda nutkumuz tutulmus olmali ki, tam da orada fotograf cekmekten vazgecmisiz (Bencillik mi acemilik mi bilemedim).
Yolunuzu kaybedip, hava alani tarafindan sehre girerseniz, sizi Beyaz Saray karsiliyor. Bahcesine girmek, icini gezmek mumkun. Biz o guzel haziran gununu disarida gecirmeyi tercih ettik. Washington'in sehir merkezi muzelerle dolu. Kisacik Amerikan tarihi, kulturu en ince detayina kadar anlatiliyor. Wikipedia'da muzelerin tumunun listesini bulabilirsiniz:
en.wikipedia.org/wiki/List_of_museums_in_Washington,_D.C.
Sehre gitmeden planinizi yaparsaniz ve de bir harita edinirseniz cok verimli bir gun gecirebilirsiniz. Biz nerelere gidecegimize onceden karar vermistik ancak 2008 bizim icin akilli telefon oncesi cag oldugu icin, elimizde anlamsiz bir listeyle kalakaldik sokak ortasinda. Biz de guzel bahar gununun tadini cikardik doyasiya.
Sehirde asla kaciramayacaginiz tek yapi: Washington Monument. Ziyarete acik bir yapi degil. Icini merak ediyorsaniz, Dan Brown'in The Lost Symbol kitabini okuyabilirsiniz (durust olmak gerekirse pek de tavsiye ettigim bir kitap degil.)
Washington Monument'in adini hakkettigini kabul etmeliyim. Kulenin dibindeki o beyaz golge kapisi, yani fotograf cok da yakindan cekilmedi.
Washington sehri Potomac Nehrinin uzerine kurulmus. Sehrin Virginia eyaletiyle olan sinirini da Potomac Nehri belirliyor. Washington Monument ve Thomas Jefferson Memorial arasinda nehir uzerinde bir havza olusmus (Tidal Basin). Burada bizim koyde deniz bisikleti denen aletlerden kiralanip geziliyor. Biz de kendimizi su canlilari sandigimiz icin ogle yemeginden onceki bir saatimizi sularin icinde pedal cevirerek gecirdik.Bu kucucuk golun manzarasi ise muhtesem (degil mi?)
Akvaryumlarin ici oylesine dolu ki bitkilerle ivir zivirla, insan baliklari secmekte zorlaniyor.
Biz ilk defa canli denizati ile tanistik, hem de cok fazla denizatiyla..
Benim kopekbaligi merakim cok eskilere dayaniyormus gordugumuz gibi. Yalniz kopekbaliginin birinin agzina elimi sokmak icin bu fotograftan sonra iki sene daha beklemem gerekecek.
Bu hayvanin adini bir yere yazmadigima pisman oldum, taniyan varsa ve bana yazarsa cok memnun olurum.
Son olarak da Washington sehir merkezinin bir haritasi bulunsun. Gordugunuz gibi aslinda kucucuk bir yer. Tum muzeleri layigiyla gezmek ise gunler ister..
Washington gezimiz, bizim ailece ilk gezimiz, ben, esim ve arabam olarak ilk kez poacalari paketleyip yollara dokulmemiz. Tarih: Haziran 2008. Kaytarcik (pek tabi ki arabamin bir adi var!!) ailemize katilali 3 ay olmus. Bir haziran sabahi, kahvaltimizi edip, yollara dokulduk. Yolculuk 2-2,5 saat arasi surer normalde. Bana kalsa cok daha kisa surer de, her kose basinda fotograf cekmemiz gerektigi icin bizimki uzadi.
(Bizim farlar sanki hic bir zaman super berrak degilmis?!?!) Birileri de arabayi cok sevmis...
Philadelphia ile Washington i birbirine baglayan otoban yemyesil. Insan bu ormanlara nasil kiyip da bu yolu acmislar diye dusunmeden edemiyor.
O ormanlarda sanki bana hak verircesine yeniden kavusmaya calisiyor. Bazi bolgelerde agaclar yolun uzerini kapamis durumda. O manzaranin karsisinda nutkumuz tutulmus olmali ki, tam da orada fotograf cekmekten vazgecmisiz (Bencillik mi acemilik mi bilemedim).
Yolunuzu kaybedip, hava alani tarafindan sehre girerseniz, sizi Beyaz Saray karsiliyor. Bahcesine girmek, icini gezmek mumkun. Biz o guzel haziran gununu disarida gecirmeyi tercih ettik. Washington'in sehir merkezi muzelerle dolu. Kisacik Amerikan tarihi, kulturu en ince detayina kadar anlatiliyor. Wikipedia'da muzelerin tumunun listesini bulabilirsiniz:
en.wikipedia.org/wiki/List_of_museums_in_Washington,_D.C.
Sehre gitmeden planinizi yaparsaniz ve de bir harita edinirseniz cok verimli bir gun gecirebilirsiniz. Biz nerelere gidecegimize onceden karar vermistik ancak 2008 bizim icin akilli telefon oncesi cag oldugu icin, elimizde anlamsiz bir listeyle kalakaldik sokak ortasinda. Biz de guzel bahar gununun tadini cikardik doyasiya.
Sehirde asla kaciramayacaginiz tek yapi: Washington Monument. Ziyarete acik bir yapi degil. Icini merak ediyorsaniz, Dan Brown'in The Lost Symbol kitabini okuyabilirsiniz (durust olmak gerekirse pek de tavsiye ettigim bir kitap degil.)
Washington Monument'in adini hakkettigini kabul etmeliyim. Kulenin dibindeki o beyaz golge kapisi, yani fotograf cok da yakindan cekilmedi.
Washington sehri Potomac Nehrinin uzerine kurulmus. Sehrin Virginia eyaletiyle olan sinirini da Potomac Nehri belirliyor. Washington Monument ve Thomas Jefferson Memorial arasinda nehir uzerinde bir havza olusmus (Tidal Basin). Burada bizim koyde deniz bisikleti denen aletlerden kiralanip geziliyor. Biz de kendimizi su canlilari sandigimiz icin ogle yemeginden onceki bir saatimizi sularin icinde pedal cevirerek gecirdik.Bu kucucuk golun manzarasi ise muhtesem (degil mi?)
Washington sehir merkezinin sokaklari muzelerle dolu ve her yer yemyesil. Biz sulara doyamamis olsak gerek ki Akvaryuma gittik. Size balik muzesinden bir kac resim:
Biz ilk defa canli denizati ile tanistik, hem de cok fazla denizatiyla..
Benim kopekbaligi merakim cok eskilere dayaniyormus gordugumuz gibi. Yalniz kopekbaliginin birinin agzina elimi sokmak icin bu fotograftan sonra iki sene daha beklemem gerekecek.
Bu hayvanin adini bir yere yazmadigima pisman oldum, taniyan varsa ve bana yazarsa cok memnun olurum.
Son olarak da Washington sehir merkezinin bir haritasi bulunsun. Gordugunuz gibi aslinda kucucuk bir yer. Tum muzeleri layigiyla gezmek ise gunler ister..
Subscribe to:
Posts (Atom)














